29 Kasım 2012

2012 artık düş yakamdan

 Bayanlar ve baylar ! Duyanlar için 2. baskı olacak ama duymayanlar için söylemek isterim ki geçen çarşamba tam da detoks olayına başladığımız gün,  ülkemizin güzide kaldırımlarında koşarken bir kaldırım taşına takılmış ve düşmüş bulunmaktayım. Sonuç omuzda mikro kırık ve kas yırtılması, 3 hafta kolun askıda kalması. 2012 senin yılın değil mi dediniz? Ben de aynı şeyi düşünüyorum! :) İnanın ki blogda değişiklikler olacak derken, kastettiğim bu değildi. :)

Bu talihsiz olayın yılın en yoğun zamanlarından birine denk gelmesi fazlasıyla can sıkıcı olurken, ben de maalesef sosyal aktivitelere ve bugün ne giydim postlarına bir sınır getirmek durumunda kalacağım. İnanın ki şu durumda topuklu ayakkabı giymek bile  bana fazlasıyla tehlikeli görünüyor. 1 hafta sonra dün hayat devam ediyor diyerek yine Macka Parkı'na yollandım. Koşmak listede bir süre yer alamasa da, yürümek, hızlı merdiven çıkmak, lunges ve squats ne güne duruyordu? *Detoksa da elimden geldiğince devam ediyor, 1 haftada 1,2 kg den kurtulmuş bulunuyorum. Tahtada gördüğünüz Duygu'nun balona benzettiği, benim uzaylı olarak çizdiğim aslında yemyeşil ıspanak çorbasına ithafen Alien soup( uzaylı çorbası ) olarak adlandırdığımız daha hafif ve sağlıklı yiyeceklere beslenmenizde daha fazla yer vererek hedeflerinize yaklaşmanız mümkün.

Üst ve alt: Adidas
Şapka:Stella McCartney for Adidas

Kalın sağlıcakla!

*Detoks programı: Erkek arkadaşımla yılbaşı döneminde fazla yemek ve içmekten kaynaklanacak, bize kilo olarak dönmesi muhtemel durumlar için başladığımız yaklaşık bir aylık avantaj kazanma programıdır. Günlük kalori alımını düşük tutup, daha sağlıklı beslenip, vucuttaki yağ miktarını düşürmeye çalışırken, kas miktarını arttırarak daha fit olmak genel hedefimiz. :) 

Ladies and gentlemen! Maybe you've heard but for the ones who haven't , I have to share the information that I fell a week ago and now have a micro broken bones and tear in the muscle on my shoulder which has to stay strapped for 3 weeks.  If you are saying 2012 is not my year, well you are damn right! :)

I feel sad that accident happened in very busy time of the year, in holiday season but unfortunately I have to limit attending to social events and what I  wore posts. In my case believe in me, wearing high heels seems to be dangerous. Anyways, life goes on and I made my return to Macka Park yesterday with running not on the menu but power walking, walking up and down on the stairs as well as squats and lunges are. My *detox before Christmas is going well against all odds and I've lost 1,2 kgs already by eating more healthy stuff like Alien soup ( It's the name for spinach soup 'cause it's so green:)) 


Top and bottom : Adidas
Hat :Stella McCartney for Adidas

*Detox: It's  advantage gaining  programme for me and my boyfriend before festive Christmas time. Depends on the basics like eating healthy, loosing the body fat while gaining muscle and become fitter.

Stay healthy! 


26 Kasım 2012

Bir marka yarattık adı İncir (Figue)



Figue (İncir) markasının yaratıcısı Yiğit Özgür karikatüründen esinlenmiş bu başlıktan hoşlanır mıydı bilinmez ama ben bu markadan hoşlandım. İflah olmaz bohem Rachel Zoe'nun da desteğini alan, ve Stephanie Von Watzdorf tarafından yaratılan bu marka, seyahat etmeyi seven veya çok seyahat etmeyi düşleyen, lüks ve bohem hayat tarzını benimseyen kadınlar için mevsimsiz parçalardan oluşuyor. Bir nevi dolabımdaki parçaları nasıl giysem derdine ışık da tutan stylingiyle Figue ,  farkedilebilir olsa da maalesef yine  pahalı ve ulaşılması zor markalar  kategorisindeki yerini alıyor.

I really like the new brand called Figue which also supported by ultimate bohemian Rachel Zoe. The founder of the brand Stephanie Von Watzdorf would like to create seasonless clothes  for women who travels a lot or would like to travel a lot and enjoy the life style of a bit of luxorious and bohemian. As much as I thought their styling can give an idea of combining your own wardrobe, unfortunately Figue is just another pricey an unaccessible brand in the market.

23 Kasım 2012

Farkı yok ki pazartesi ve cumanın


Yine bir cuma geldi. Bu hafta yurtdışından  misafirimize kısa da olsa İstanbul'u ve kültürümüzü tanıtmaya çalıştık, bir Boğaz Turu olsun, bir mantı, midye olsun eksik etmedik. Yeni açılan Lilu Nişantaşı'nı denedik, sigara dumanı altındaki Contemporary Istanbul açılış partisinden firar ettik, yılbaşı öncesi zor da olsa spor ve sağlıklı beslenmeyle detoksa başlayalım kendimize avantaj sağlayalım dedik, umarım sonucunu alırız.

It's Friday again! This week was passed while touring Istanbul with our foreigner friend, exploring new restaurant Lilu Nişantaşı, running away from Contemporary Istanbul's opening party because of smokers inside and starting a new detox programme before Christmas.

Güneşli günler geride mi kaldı bilinmez ama benim bu rahat kıyafetime eşlik eden güzel bir sonbahar günüyle işte yeni kıyafet postu.

Hopefully sunny days not leaving us yet but this outfit post took place in a warm fall day.

Pantolon ve sweatshirt/Pants and sweatshirt: Zara
Gömlek/Shirt:Markasız (No name)
Ceket/Jacket: Mango
Çanta/Bag: Louis Vuitton
Ayakkabılar/Shoes: New Look
Kolye/Necklace: Kenneth Jay Lane for Avon
Gözlük/Sunglasses: Celine




Fotoğraflar için teşekkürler Offnegiysem e gidiyor!
Thanks to Offnegiysem for the pics!

17 Kasım 2012

Rebellious soul


Sosyalleşmeye fazla daldım da, burayı ihmal mi ettim yine? Merak etmeyin, alışıyorum dengeyi bulacağım.  Her şey fazlasıyla güzel gidiyor, laf aramızda yeni hayatımı çok sevdim. 

Maybe I'm very much into socializing and neglect the blog? Don't worry I'm getting used to it and I'll find the balance. Everything is so good, I really like my new life.


Sosyallik, aktiviteler demişken geçenlerde galada seyrettiğim Coldplay Live 2012'den bahsetmek istiyorum.  Bu film grubun son albümü Mylo Xyloto'nun (İtiraf etmeliyim ki albüm, diğerleriyle karşılaştırıldığında bendeki etkisi biraz zayıftır) dünya turnesinden görüntüler ve grup üyelerinin söylemlerine yer veren film bir Coldplay hayranı olarak beni büyüledi. Fix you, Yellow, Clocks, In my place..  gibi hitleri Stad de France, La Sigalle veya Glastonbury Festivali gibi her müzik severin hayalindeki konser mekanlarında, muhteşem şovlarla izlerken, benim gibi şarkılara eşlik etmekten kendinizi alamayacaksınız.  İyisi mi, If Istanbul Film Festivali'ne gelirse mi izlersiniz, dvd sini mi alırsınız, ne yapıp edin izleyin.

While, talking about socializing and activities, I want to say a few words about Coldplay Live 2012 , band's documentary movie I've seen lately at the premier. It's front and behind the scenes movie from their last album tour called Mylo Xyloto (Ok, I can confess that album has a weaker effect on me than all their past albums). It was a great experience to hear their hits like Fix you, Yellow, Clocks and In my place... from the best venues every music lover dream of like Stad de France, La Sigalle or Glastonbury so see it you won't regret it.

Colplay'in filmindeki renklerden biraz da, İstanbul'dakilere geçiş yapalım ve ne giydiğime bir göz atalım:

From Coldplay's colours to Istanbul ones let's see what I wore lately:

Ceket/Jacket: Zara
Gömlek /Shirt: Elizabeth & James
Pantolon /Jeans: Pull&Bear
Ayakkabı/ Shoes: Mango
Kolye/Necklace:H&M
Bilezik (Yeni) /Bracelet (New): Urban Outfitters
Çanta/Bag: Longchamp
Gözlük/Sunnies: Celiné






12 Kasım 2012

5. yıldönümü hediyesini kazanan belli oldu


Ticket number: 1003DUUJ8

The ticket number is password for viewing the ticket
Type:Numbers - Pick 1 numbers between 1 and 101. Distinct: no
Description:Atop Time Zone
Drawing:Manually
Created at:2012-11-12 18:45:23
Created by IP:88.235.121.39

Result:

Stat: sum=3, avg=3.00
Drawn at:2012-11-12 18:45:40
Drawn by IP:88.235.121.39
3

Yorumlar bırakıldı, renkler seçildi ve şans 3 numaralı yorumun sahibi Dilan'a güldü, Atop Time Zone'dan bir saatin sahibi oldu. Dilan'ı tebrik ediyor ve iletişim bilgilerini hemen modacadisi@gmail.com a bekliyorum. Katıldığınız için teşekkürler!

Inanamıyorum, ben maraton koştum!

Koşmaya bu sene mart sonu, nisan başı  gibi sevgilimin zoruyla başladım. Duygu'cum yıllardır beni haftasonu koşularına dahil etmek için çok uğraşsa da hiç gitmemiştim, demek ki bana başka türlü bi motivasyon gerekiyormuş. :) Neyse o zamandan beri çok düzenli olmasa da, fırsat buldukça koşuyorum.  Koşmak bedeninize iyi geldiği gibi, zihninizi boşaltmak için de birebir ve her yerde yapabileceğiniz, size hiç bir masrafı olmayan bir spor. Geçen hafta ani bir kararla, arkadaşlarımın etkisiyle,  34. Vodafone İstanbul Avrasya Maratonu'na kaydımı yaptırdım. 8 km lik parkuru hedeflerken oraya katılımın kapanması sebebiyle, kendimi 15 kmlik parkurda buldum. İşte maraton seruvenimiz:


Yıllardır yüzünü göstermeyen biri olarak, karşınıza makyajsız çıkmamın ne kadar doğru bir karar olduğundan emin olmasam da, makyajla spor yapanlardan olmadığımı bilmenizi isterim. Pazar günü startın verileceği 09:00 a, doğru Boğaziçi Köprüsü'ne varıyoruz. Herkes çoktan yerini almış, ben performansımdan endişeli olsam da, zafer işareti yapmaktan geri kalmıyorum.









10251 göğüs numarasıyla yer aldığım maratonun en cazip yönünün Boğaziçi Köprüsü üzerinde koşmak olduğunu itiraf ediyorum.  Bunun yarışa katılanların pek çoğunun motivasyonu olduğunu start verildikten sonra, bizim gibi durup fotoğraf çektirenlerin çokluğundan anlamış oluyorum.  Köprü üzerinde dursak da, sonrasını ciddiye alıyoruz.


Yukarıda rampadaki turuncu benekleri görüyor musunuz? İşte, önümüzde o kadar insan var. 



İtiraf etmeliyim ki, Karaköy'de biten 8km yi zorlanmadan ve durmadan bitiriyorum. Genelde aynı tempoda yavaş koşuyoruz çünkü biraz yavaşlayınca yorgunluk daha fazla hissediliyor. Yollarda biriken, tezahürat yapan insanlar,  farklı milletlerden katılımcılar, markaların takımları, Adım Adım  gibi sosyal insiyatiflerin oluşturduğu renkli görüntüler sayesinde 8 km yi nasıl bitirdiğimizi hiç anlamıyoruz.  2013 kış trendlerinden yukarıda gördüğünüz pantolon üstüne, etek giyme trendinin koşarken uygulanabileceğini düşünmüş müydünüz? Modayı maraton ile birleştirdikten sonra, artık daha önemli bir konuya geçebiliriz.


Sizlere biraz Adım Adım'dan bahsetmek istiyorum. Geçen hafta üyesi ve bağışçısı olduğum Adım Adım  sportif etkinlikler aracılığıyla, bağış/yardımda bulunmak isteyen kişi ve kurumlarla, ihtiyacı olan kişileri, buluşturan bir sivil toplum inisiyatifi. Yurt dışında Sivil Toplum Kuruluşları'na kaynak yaratmak için kullanılan yardımseverlik koşusu (Charity Run) kavramını Türkiye'de anlatmak, öğretmek ve yaygınlaştırmak amacıyla kurulmuş. 34. Avrasya Maratonu'nda da kah engellilerin yarışmasına yardımcı olarak, kah Omurilik Felçlileri Derneği'yle birlikte düzenlenen Tırtıl Projesiyle ve daha fazlasıyla aktif olarak yer aldılar.  Ben Adım Adım'a gelecekte daha fazla dahil olma planları yaparken, sizler de seyirci kalmayın, harekete geçin ve bir parçası olun! Daha fazla bilgi için, aşağıdaki sayfaları ziyaret etmekten çekinmeyin.



http://www.adimadim.org
http://www.facebook.com/hareketegec
http://twitter.com/AdimAdimAAO





Galata Köprüsü'nü koşarak geçmek de, ayrı bir keyif oluyor. Eminönü civarında tamamlanan 11. km'den sonra artık,15 km yi bitirebileceğimi anlıyorum çünkü hala düşündüğüm kadar yorulmuş değilim. 11. km'den sonra bitişe kadar geçen yolu da, kolaylıkla geçiyoruz.  Sizlere burada parantez açıp, şunu söylemek isterim ki, koşmanın her hangi bir fiziksel özellik sınırlaması yok, dünkü maratonda koşan insan çeşitliliğini görseniz, siz de yapabileceğinize inanırsınız.




Yapamayacağımızı düşünüp, 15 km. yi bitirmenin hazzıyla sevinç içinde madalyalarımı takıp poz veriyoruz.  Başarmanın verdiği güvenle, seneye 42 km'ye katılmanın şakasını bile yapıyoruz.



O kadar uzun aktivite sonunda kalorileri düşünmeden bir kahvaltıyı hak ediyoruz. Çok güzel bir kaç saat geçirmiş ve işin tadını almış kişiler olarak, şimdiden başka maratonlarda koşmanın planlarını yapıyoruz.  Belki sizleri de aramızda görürüz, ne dersiniz?

Not: Adım Adım'a ait fotoğraflar kendilerinin facebook sayfasından alınmıştır.

10 Kasım 2012

Atop Time Zone'dan hediyeniz var

Hediye vermek güzeldir. Karşınızdakine değer verdiğinizin, onu mutlu etmek istediğinizin işaretidir. Biraz da olsa gülümsetip, sevindirebildiğinizde içinize yayılan sıcaklık ve memnuniyet hissi çok özeldir. Ben de 5. yaşında koca bir kız olan blogumun ve benim sizlere teşekkür edişimi, hoşunuza gideceğini düşündüğüm bir hediye ile taçlandırmak istiyorum.  

İlk hediyemiz Atop Time Zone'dan VWA model RedDot Tasarım ve iF Design ödülleri sahibi akıllı, stil sahibi ve cıvıl cıvıl bir saat. 

Gözlerinizin bu güzel renkleden kamaştığını umarak, izninizle saatiniz hakkında biraz bilgilendirme yapmak istiyorum. Bu saatlerin en büyük özelliği dünyanın neresinde olursanız olun, üzerindeki bezeli çevirerek bulunduğunuz şehrin yerel saatini size vermesi. Hatırladınız mı ben de Londra'ya giderken, bezeli çevirmiştim hop merhaba Londra saati, güle güle saat farkları.  Ben derim ki, bir aşağıdaki adresleri ziyaret edin, saati daha yakından tanıyın ve renk seçiminizi yapın.

Güzel değil mi? Simdi kararınızı vermiş olduğunuzu varsayarak diyorum ki:

*Bu yazının altına ister saatle ilgili, ister blogla ilgili  sadece 1 adet yorumunuzu bırakın, yorumunuzla birlikte websitesinden seçtiğiniz rengi belirtmeyi unutmayın.

*Yorumlarınızı tüm hafta sonu gönderebilirsiniz,  http://randomresult.com/ yoluyla seçilip, 12 Kasım Pazartesi günü  açıklanacaktır.

*Her konuda değişiklik yapma hakkı bendenize aittir.

Artık bu güzel saate kavuşmak için ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Hadi bakalım çalıştırın parmakları.

İyi şanslar! 



9 Kasım 2012

5 yıl oldu bile



Bir yıl daha göz açıp kapayıncaya kadar geçti ve bu blog 1 yaşına daha girdi. Bu kadar süreceğini tahmin etmediğim, Moda Cadısı artık 5 yaşında.  Her sene olduğu gibi yine sizlere, bana katlandığınız için teşekkür ederken, minnetimi biraz olsun  göstermeye çalışacağım.

Birlikte nice 15, 25 yıllara deyip, sizleri kocaman öpüyorum!

Again one year is down fast and my blog is now 5 years old. I really didn't think I could do it that long but here's my 5th blog anniversary. Like every year I want to thank you and show my graditude with a little surprise. (Sorry only for Turkish readers )

To 15th, 25th year anniversaries together!

Big kisses!



From Scotland with love



Kısa İskoçya seyahatimizde tarihi bir ev olan Meldrum House'da kaldık. Ana binada düğün grubu olması sebebiyle yer olmamasına rağmen, ahırlardan restore edilen bölümdeki 401 numaralı odamız fazlasıyla hoş ve konforlu idi.

In our short Scotland trip we stayed at an old house called Meldrum House. The main building was full because of a wedding group, our  room 401, converted from stables, was extremely nice and comfortable.


Ben bu Highland cinsi ineklere kahkulleri sebebiyle bayılıyorum, bir de bana doğru dönselerdi :).

I'm really in love with these Highland cows with their bangs. I wish they turned to me while shooting them.




Kahvaltıdaki ekose giymiş reçeller tam fotoğraflıktı.

These cute wee jams in tartan deserved a picture taken.




Sevgilimin kızkardeşinin veda partisinde fosforik ve fantastik ben, Junky Styling'den aldığım London Fashion Freak tişörtümle pek mutlu görünüyorum, değil mi?

My boyfriend's sister held a home party as their farewell to Australia. Don't I look so happy in my London Fashion Freak tee (From Junky Styling) in this very neon and psychedelic environment? 







Bu güzel mekandan bir de ne giydim postu çıkarttık. London Vintage Fuarı'ndan aldığım bu palto yaklaşık 9 derecelerde seyreden hava için biçilmiş kaftandı.

Ofcourse we took some outfit pics in this spectacular place. I had an early chance to wear my vintage coat which I bought from London Vintage Fair because of the weather was about 9-10 degrees.

Palto/Coat:Vintage
Kazak (Yeni) /Sweater (New) : Ecoté
Etek/Skirt: Miss Selfridge
Kolye/Necklace: Yargıcı
Gözlük/Sunnies: Marni at H&M
Botlar /Boots: Deena & Ozzy


Yarın size bir sürpriz yapabilirim, görüşmek üzere!

See you later! 



Modanın 2013 kıyamet alametleri



Aktüel dergisi 2013 kışında hangi trendleri uygularken dikkatli olalım dedi, ben dahil bloggerlardan, moda yazarlarından, tasarımcılardan görüş aldı. Benim bölümüm burada, gerisini okumak için Aktüel nerede biliyorsunuz. Teşekkürler Aktuel!

I was featured at Aktuel mag regarding not to do's on this season with along other bloggers, fashion writers and designers. Thanks Aktuel! 


5 Kasım 2012

Kısa bir aradan sonra devam

İyi haftalar! Arada hayat değiştiren bir olay olduğu için blogun akışı başka bir yöne kaydı ama bu konuyla ilgili son kez olarak sizinle bir şey paylaşmak istiyorum. Facebook'ta durumu yazdığımda, konuya ilişkin pek çok yorum geldi. İçlerinden bir tanesi de, çok sevdiğim Styleseeking Zurich blogunun Neslihan'ıydı, benim durumumu ve nasıl hissettiğimi çok güzel özetleyen bir alıntı paylaşmıştı, o yüzden sizin de görmenizi istedim. Buradan ona "Neslihan'cım çok iyi geldi, çok teşekkürler" demek istiyorum. (Metin İngilizce ama kusura bakmayın):

 “That is why it is so important to let certain things go. To release them. To cut loose. People need to understand that no one is playing with marked cards; sometimes we win and sometimes we lose. Don't expect to get anything back, don't expect recognition for your efforts, don't expect your genius to be discovered or your love to be understood. Complete the circle. Not out of pride, inability or arrogance, but simply because whatever it is no longer fits in your life. Close the door, change the record, clean the house, get rid of the dust. Stop being who you were and become who you are.” Paulo Coelho, The Zahir 



Neyse şimdi Londra notlarımın son bölümüyle hayata ve bloga kaldığımız yerden devam edelim. 








Son günümüzde yine sokaklardaydık. Dolaşmaya Soho'dan başladık. Londra çok kozmopolit bir yer ama heralde en iyi örnek Soho. Değişik tatlar denemeye meraklıysanız, dünyanın farklı lezzetlerini orada bulabilirsiniz. Kore, İspanyol, 
Lübnan, Japon,Tayland, Peru.. ben sayayım, siz beğenin hepsi orada.






Çin Mahallesi de, değişik bir kültürle kaynaşmanın bir diğer yolu. Çin'in doğal tedavi yöntemleri, filmlerde gördüğümüz vitrininde sıra sıra ördeklerin asılı olduğu restoranlar ve Çince tabelalarla sanki başka bir ülkedesiniz. Çin mahallesindeki dim sum restoranları bir dahaki sefere denenecek!

Öğle yemeği için bu sefer başka planlarımız var. Erkek arkadaşımın internetten bulduğu Pitt Cue Co 'yu bulmaya çalışıyoruz. 1. seferde kendi halindeki bu küçük restoranı teğet geçiyoruz, 2. de tam isabet. Garson 20 dk beklememiz gerektiğini söylüyor, biralarımızı alıp dışarda bulunan 4 masasından birine kuruluyoruz. Muhabbete devam, hava ılık. Aslında dışarda da yemek yiyebilirdik ama ben aşağıyı merak ettiğim için beklemeye devam ediyoruz. Sıra bize geliyor, dar merdivenlerden aşağı iniyoruz. Aşağısı biraz loş, aynı anda taş çatlasa 15 kişinin yemek yiyebileceği büyüklükte ve herkesle yanyaya oturuyorsunuz başka seçeneğiniz yok. Menu kısıtlı en fazla her şeyle beraber toplam 10 adet yemek var. Paylaşmak üzere bir başlangıç ve ana yemek siparişimi sevgilime söyleyip, ellerimi yıkamaya wcye gidiyorum, burası restorana göre daha ferah :). Neyse bir geliyorum saat 13:30'da masada 

beni bekleyen manzara böyle.





Kendimi tutamadım diyor benimki, garson saydıkça denemek istedim. Ne zaman yeniliklere hayır demişim ki diyerek, shotları soruyorum. Bulanık olan tatlımsı bir turşu suyu, berrak olansa burbon. Önce burbonu ardından, turşu suyunu yuvarlıyorsunuz, hmm hiç fena değil. İçki nemüsündeki seçimler, barbekü ile uyumu sebebiyle oradalar. Bu sırada başlangıç yemeğimiz tavuk kalçası geliyor, lezzetli ancak benim için çok acı olduğundan 1 parça ile yetiniyorum. Restoran hiç boş kalmıyor, devamlı giden gelen var ve kimse turist değil. Yerel insanların gittiği yerlere gitmek, her zaman daha fazla keyif veriyor ama bu şekilde bir yerin İstanbul'da şansı olur muydu diye düşünmeden edemiyorum, bence durumu zor olurdu. Whisky Sour'umdan bir yudum alıyorum, sanırım şimdiye kadar içtiklerimin en iyisi ve yemekler geliyor.





Anlaşılacağı üzere burası aman ben bir salata yiyeyimciler için değil, tamamen etoburlar için bir cennet. Metal tabaklarda gelen rustik sunumlu yemeklerin görünümü kadar, kendileri de lezzetli.
 Londra'daki son yemeğimizden memnun ve cakırkeyif olarak atıyoruz kendimizi  sokaklara. Carnaby Street, Regent Street, Oxford Street, yürüyoruz ve gülüyoruz.  Bu postu bitirmeden, beğendiğim ancak sizlerle paylaşmayı  atladığım bazı mağazaları da beğeninize sunuyorum. Mesela Peakaboo Vintage,parçaların her biri ayrı güzel ama pahalı, değer mi değer, Oxford Circus'taki Topshop'ta da bölümleri var. Mesela BlackOut2 geniş vintage ürün yelpazesiyle bana 2 parçayla mağazadan ayrılma imkanı veriyor, fiyatlar genelde uygun. Bir diğeri yine Covent Garden Endell Street'teki Coco de Mer, bir şey almasanız bile gidin görün, fantazi dünyanızı gıdıklayacak her şey orada. Son olarak da Regent Street'teki Antropologie'ye gidin, bir sürü şeyi eve götüremeyeceğinizi bilseniz de kıyafetlerden sonra dekorasyon bölümüne bir bakın.

Hala gezemediğim yerleri, dolaşmadığım sokakları ve sergileri, denemediğim restoranları ile Londra'ya ayırabileceğimiz zamanımız doluyor ve İstanbul'a dönmeden bir daha gitmenin planlarını yapıyoruz. Hep farklı bir şey sunmayı başaran bu şehir, yine sizi çağırıyor ve asla sıkılmadığınız için tekrar tekrar gitmek istiyorsunuz.




Londra notlarım bu kadar, kısa İskoçya seyahati de daha sonra yine burada olacak.





 

Politikamız

Bu platform tamamen tarafsız olup ,
toplum hizmeti olarak görev yapmaktadır.

İletişim - Destek

Email us: TeknojanWeb@Gmail.com

Ekip Üyelerimiz