31 Ağustos 2013

Görev tamam



Sevgilim Hint Mutfağı sever, ben de çok acı olmadıkça seviyorum. Bizde pek yaygın olmadığı için evde bazı örneklerini yapmaya çalışıyoruz, İstanbul'da da 1-2 tane dışında bulunmaz Hint kumaşları bu Hint mutfağı denilen şey :) . Adam aş erip, memleket hasreti çekmesin diye ben de kendime İstanbul'da güzel bir Hint restoranı bulmayı görev edindim. The Plum'ın  dikkatimi çekmesiyle, pazar günü Tünel'deki Taj Mahal'i denemeye karar verdik. Rezervasyonu 19:00 gibi yaptırıp, Galata'da bir tur attık.  Restorana gittiğimizde zaten küçük olan yerin bir grup tarafından işgal edildiğini görüp, heralde bir süre yemek yememiz mümkün olmayacak derken, sürpriz bir durumla bizi, çatıda henüz yapılma aşamasında olan terasa aldılar.


My fiancé loves Indian Cuisine and I like it when it's not deadly hot. Here in Istanbul, we have 1-2 restaurants but nothing more so we sometimes cook Indian inspired dinners at home. My duty was finding an Indian Restaurant in our city so that my bf won't miss his homeland much and satisfy his cravings. My dear blogger friend The Plum suggested us to try the one in Tünel called Taj Mahal so we decided o give a chance on sunday. Our reservation was at 7:00pm and we toured Galata before. When we arrived the restaurant it was full of a group, it didn't seem like we ccould have a dinner soon. Surprisingly they took us to their under construction terrrace with a great view.






Dolabımdaki bu etekleri de yeniden keşfetmiş gibiyim :) 

Lately, it feels like I've been exploring these skirts in my closet again. :) 

Tişört / Tee: T by Alexander Wang
Etek  ve çanta / Skirt: and bag: Topshop
Sandalet / Flats: Steve Madden
Kolye /Necklace: Accessorize
Gözlük / Sunnies: Oscar De la Renta




Teras hala inşaat halinde ama manzara ve güneşin batışı müthiş ve bizden başka kimse yok, sanki başbaşa romantik bir yemek ayarlamışız gibi :). Menü düşündüğümüzden geniş ve fiyatlar uçuk değil. Poppadom benim Hint mutfağında en sevdiğim şey olabilir, normalden biraz yağlı olsa da, o bile var :) . Naan ekmeği ve bazı yemekler biraz farklı. Daha çok çin mutfağında kullanılan  tatlı - acı sosun yemeklerin yanında  ne işi var gibi sorularımız olsa da, yemeklerin seviyesi Hint Mutfağı severleri tatmin edecek düzeyde. Servis belki biraz daha hızlı olabilir  ( Ben onu kalabalığa ve restoranın ana bölümünden uzakta oturmamıza bağlıyorum) ama Taj Mahal  bizim için kesinlikle bir daha gidilesi yerler arasında. Siz Hint mutfağı denediniz mi, seviyor musunuz? 

The sunset and the view was gorgeous and nobody was there apart from us. It felt like a romantic dinner for two. :) The menu had more variety than we tought and the prices weren't that high. I was so happy to find poppadoms although they are a bit greasier than normal. Some dishes and naan bread is a bit diffrent but the food quality is good enough to satisfy and Indian food lover. If they serve  little bit faster that would have been great but I tought that was because of we were seated far away from the center. We'll definitely will go to Taj Mahal again. How about you, you like Indian food? 


Menüde poppadom olduğunu gören  kızın sevinci 

That was my face when I saw the poppadoms on the menu

27 Ağustos 2013

Smile big


#ilovesale  hazırlıkları devam ediyor, belki twitter ve instagramımda da görmüşsünüzdür, cumartesi günü hepimizin çok eğlendiği bir video çektik. Videoyu sabırsızlıkla bekliyorum, sahne arkası da blog da emin olun ki yerini alacak. :)



Bu yaz gene sınırlı sayıda giydiğim yüksek topuklu kıyafetlerimden biri. Siyahlı, grili tipik cadı diyebilir miyiz? :)

We are still getting prepared for #ilovesale4 which you've  most probably seen it on my twitter and instagram, that we shot a fun video on saturday. I can't wait to see the final cut and I'll assure you the backstage photos will be here as well. :)

This is one of the limited numbered outfits of mine from this summer with it's grays and blacks, look like a typical me outfit, isn't it? :)






Üst/ Top: 3.1 Phillip Lim 
Şort /Shorts: Zara
Ayakkabılar (Yeni) / Shoes (New): Stradivarius
Çanta /Bag: Longchamp
Bilezikler /Bracelets: İskoçya'dan (From Scotland)
Kolye / Necklace: Be Goddess 
Gözlük /Sunnies: Forever 21

Fotoğraflar / Photos: Iconjane 

23 Ağustos 2013

Brighter



Günaydın :) Bu hafta nasıl geçti anlamadım. Pazartesi spor yapıyordum, sonra çarşamba oldu sevgilim sonunda 2 haftalık seyahatinden döndü ve sonrası hemen geçti, bugün cuma. İşte olanlar üzülmesin ama ben şu an bikinim üzerimde bu postu yazıyorum, birazdan Kilyos yollarına düşüp rahat bir gün geçirmeyi planladık. Kıyafetim benim için çok renkli ama sonunda yaz bu demek değil mi? 

Good morning :). I really don't understand how this week goes that quickly. I was at the gym on monday, wednesday my fiance was back from 2 weeks of trip and everything was more quickly after than and today is friday. I am sorry for those of you who's working today but we 're planning to going to the beach today. Relaxing friday!.  My outfit is so bright but that's the summer is all about, isn't it? 



Tişört / Tee: McQ 
Etek / Skirt: Topshop
Sandaletler (yeni) / Flats (New) : Deena and Ozzy 
Çanta/Bag: Jacobs by Marc by Marc Jacobs
Kolye/ Necklace: İskoçya'dan - from Scotland


20 Ağustos 2013

Comfort zone



Bu tulumu kaç yıldır giymediğimi bilmiyorum. O gün kafamda olan tek şey, yeni ayakkabılarımı giymekti. Sonra ayakkabının renkleriyle uyumlu bu tulumun dolaptan bana göz kırptığını gördüm ve hemen üzerime geçirdim. Çanta bile taşıyasım yoktu, o yüzden elime geçen ilk bez çantaya doldurdum eşyalarımı. 


I really don't kow how many years it's been since I wore this jumpsuit. On that day the only thing on my mind was wearing my new sneakers. Later, I saw this jumpsuit was blinking at me from the wardrobe and I grabbed it. Even I wasn't in the mood for carrying a heavy bag so I put all my stuff to the first light fabric tote.















Tulum /Jumpsuit: Stradivarius
Ayakkabılar (Yeni) / High tops (New) : Nike
   Gözlük /Sunnies: Primark
Çanta /Bag: Finlandia Vodka

Peki Duygu'yla hiç konuşmadan böyle giyinmemize kaç puan? Tarz ikizim :)))

What about almost wearing the same style with Duygu without talking to each other? She's my style twin :)))


(Fotoğraflar için teşekkürler Deniz Özgün'e gidiyor - Big thanks goes to Deniz Özgün for photos. )

19 Ağustos 2013

I Love Sale 4 geliyor


İyi haftalar bayanlar, baylar! :) Bu haftaya güzel bir haberle başlıyoruz. Davullar lütfen!!! Çok sevilen, merakla beklenen, daha sık olsun denilen I Love Sale etkinliği Eylül ayında yine sizlerle buluşacak.  Her seferinde giderek büyüyen I Love Sale etkinliğinin 4. sü 15 Eylül Pazar günü Karaköy'ün sevdiğimiz mekanı Muhit'te, Markafoni.com'un ana sponsorluğunda yapılacak. Bilmeyenler için I Love Sale nedir diye küçük bir not düşecek olursak; benim gibi blog yazarlarının çok sevdikleri kıyafet, aksesuar, kitap, oyuncak, defter, kupa.. gibi  eşyalarının sevilecekleri başka evler bulmaları için düzenlenen, çoğunlukla "ikinci el" satış etkinliğidir. Peki bu I Love Sale'de kimler olacak? Bendeniz dışında, yetenekli  sanat yönetmeni arkadaşım Duygu Yegül, sevgili blog yazarı arkadaşlarım  Iconjane, Offnegiysem, festivallerin aranan ismi Çizen Bayan,  erkek modası deyince akla ilk gelen Nice Things For Nice Boys, bir önceki I Love Sale'den hatırlayacağınız The Plum ve ortamın en güzeli Vesaire  bu etkinliğin ana kadrosunu oluşturacaklar.  Bu arada I Love Sale tarihinde ilk defa, katılımcıların seçtiği parçalar ile Markafoni.com'da  özel bir ön satış düzenlenecek, eğer gelemiyorsanız bu şatışı kaçırmayın derim. ;)

Bu I Love Sale'i ajandanıza almak için daha çok sebebiniz var. Bir kere her şey çok uygun fiyatlarda olacak, sonra Muhit gibi huzurlu bir bahçesi olan bir mekanda olacak, erkekler için de çok güzel ürünler olacak, Markafoni'den sürpriz hediyeler olacak, e biz de orada olacağız, sizleri de bekleriz.

I Love Sale 4 ile ilgili tüm gelişmeleri Facebook sayfasından https://www.facebook.com/ilovesaleistanbul
ve #ilovesale4 hashtagi ile twitter'dan takip edebilirsiniz.

Good week ladies and gentlemen! :) We're starting this week with good news. Now the drum rolls please !! Our very much loved garage sale event I Love Sale's 4th edition will be at Muhit in Karaköy on 15th of September.  

See you there! 

https://www.facebook.com/ilovesaleistanbul
#ilovesale4



16 Ağustos 2013

Moda Cadısı Ankara Life'ın Ağustos sayısında


Yeni sayısında bana 3 sayfa ayıran Ankara Life'a teşekkürler. Röportajın tamamına buradan erişebilirsiniz.

Not: Bu arada bugün www.zencefit.com'da çok kolay ve güzel bir tarif paylaştım, haftasonu iyi gider diye söylüyorum ;) 

Thanks to Ankara Life magazine for the feature :).





13 Ağustos 2013

Her güzel şeyin, bir sonu vardır


Merhabalar! :) Üzerinden bayram tatili geçti, millet üzerine en az 3 kapı daha yaptı, ben hala T in the Park yazıyorum.:)  Neyse geç olsun, güç olmasın işte kapanış postuyla İskoçya'ya veda hemen aşağıdaki satırlarda.



Pazar günü erken kalkıp kimsecikler uyanmamışken duşumuzu alıyoruz, gözüme kestirdiğim kozamsı şeyler de boş. En iyisi mi, ben istediğim fotoyu çektireyim diyorum.


Kahvaltıdan sonra biraz kulübelerimizin önüne takılıyoruz, Duygu komşuların sandalyesinde güneşin keyfine varıyor, hava konusunda şans yine bize gülüyor .





Müzik yine  12:00'de başlıyor, biz Spenny ile BBC introducing sahnesinin yolunu tutuyoruz, Model Aeroplanes dinliyoruz. 



Arkada elektrikli testere ile hayvan figürleri yapan sanatçının eserleri, o gün bank olmuşlar. Naber çocuklar??







Sivil toplum kuruluşları da alanda çadırlara sahip, insanlara kendilerini anlatma çabasındalar. Bir tanesine ait bu dilek yazılan kilitler, en ilgi çekeniydi.






Ben sonunda  kullanmak için uzun süredir beklediğim saç aksesuarımı takıyorum. Bu arada hava kuru ve binlerce insan dolaştığından her yer toz içinde. İşte o zaman Hunter çizmelerin, neden her koşulda kullanılabilen, optimum festival ayakkabısı olduğunu, biz de anlıyoruz.

Üst / Top: Free People
Şort / Shorts: Zara
Gözlük/Sunnies: Primark
Çanta/Bag: Mango
Saç aksesuarı / Head piece: Urban Outfitters
Parka: H&M






Bastille sahnede, performansları iyi. Onları yaklaşık 20 dk falan dinliyoruzz. Bir türlü Pompeii çalmıyor, tam sahneden ayrılmak üzereyken e eyo eyo dediklerini duyuyoruz ve çalmaya başlıyor, Pompeii'yi dinleyip, koşarak ana sahnenin yolunu tutuyoruz.





Ana sahnede benim ilk albümünü bolca dinlediğim Rita Ora var. Yine MTV'de seyrettiğim canlı performansına göre, ben kendisinden fazlaca ümitliyim. Rita Radioactive ile girmiş olaya. Saçlar; uçlar mavi, kıvır kıvır, üzerinde bol, pullu bir Ashish Spring 2013 pantolon ve denim ceket var. Sütyen üstle tamamladığı kıyafet, güzel vucudunu da yeterince göstermesine imkan veriyor, enerjisi çok yüksek ve sesi çok güzel. İngiliz olmasının verdiği avantajla Scotland'ı doğru söylüyor ve nasıl doğru söylüyor muyum diye, telaffuzu yanlış olanlar da dalga geçiyor.:)  Sahnede zıp zıp dansediyor, bir oraya, bir buraya koşuyor, tatlı tatlı konuşuyor, evet bir yıldız doğuyor ve Rihanna'ya da benim gözümde büyük fark atıyor. E Jay-Z boş yere kimseyle kontrat yapmaz ;). Hot Right now, sevdiğim şarkılarında ilk 3te sayılır. Kalabalık bayılıyor Rita'ya, herkes çılgınlar gibi dansediyor. Bir ara No Doubt'ın solisti Gwen Stefani'ye olan hayranlığını dile getirip, Hella Good'u, she wants to move ile coverlıyor.  How we do da bitiyor.





Rita sahneden ayrılıyor ama o ne dillere düşen şarkısı R.I.P yi henüz söylemedi. Ben de heyecanla onu bekliyorum. Sonra çıkıyor ve R.I.P'nin ilk notaları duyulmaya başlıyor. O anda ben de Spenny'e dönüp, yukarıdaki hareketi yapıyorum. Meğerse elinde telefon varmış ve döner dönmez fotomu çekiyor. Bir anda gelişen o sevinç anı, böyle yansıyor kameraya, benim için güzel bir festival anısı oluyor. Bu şarkıdan sonra geleceğin yıldızı Rita Ora'ya, güzel performansı için teşekkürler demek kalıyor.








Bu pengunler de çok oluyor canım, bak buraya kadar gelmişler :) .


King Tut's Wah Wah çadırında Hurts var, son iki şarkısını yakalıyoruz. Onlar da benim bildiğim 2 şarkı zaten, Stay ve Wonderful Life :). Performansları çok iyi, Rock'n Coke'a gelecekler, bu sefer tüm seti dinleme imkanı bularak telafi edebileceğimi sanıyorum. :) 

Hurts'den sonra Disclosure var ama ben nedense onları bir türlü, sevdiğim şarkıları olmasına rağmen hatılayamıyorum ve talihsiz bir kararla çadırı terkediyoruz. Geri geldiğimizde Disclosure'un dışarılara taşan bir kalabalığa çaldığını görüyoruz, son şarkı Latch'ı dinliyoruz. Onları kaçırdığıma üzülüyorum, inşallah başka bir yerde kesinlikle ful set dinleyeceğim diyorum.


T Break sahnesine yollanıyoruz, sahnede DIIV var. Ta New York'lardan buralara gelmişler ancak mikrofonda bir sorun var. Müzikleri rock tarzı, tavırlar sakar Nirvanamsı . :)) Gitar çalan çocuk, amfinin fişini falan çıkartıyor yanlışlıkla, komik bir performans izliyoruz ama aklımızda kalıyorlar.


Bu Glastonburry'deki Poppy Delavigne çakması da DIIV'ı izleyenler arasında. :)


Transmission stage de Jagwar Ma var.Biz DIIV sayesinde yaklaşık son 20 dakikasına yetişiyoruz. Onları tanımıyoruz, dizi bandajlı, tek ayağı üzerinde duran, değişik figürler yapan  çocuk bize pek güven vermiyor ama dinlemeye devam ediyoruz. O ne şarkılar çok iyi, görünüşe aldanmamak lazım :). Adlarını sonradan öğrendiğimiz Four, Come and Save me, What Love.. gibi şarkılara bayılıyoruz ve size de grubu izlenecekler listesine almanızı, şiddetle tavsiye ediyoruz.





Jagwar Ma bitince hemen Radio 1 Stage'e koşuyoruz, Editors var, ben ilk kez kendilerini canlı dinliyorum. Bir süre bu sahnedeyiz çünkü arkalarından Foals var. İkisi de fena değil ama Foals benim gözümde bir tık daha ilerde.  Foals'da sahneye sütyenini atan kız ve solistin halkın arasına inmesiyle akılda kalan anılar yaşıyoruz ama iki konserde beni çok heyecanlandırmıyor.  Sevgilimin aklı, ana sahnedeki Stereophonics'de. Son şarkıları olan Dakota'ya yetişiyoruz. İnsanlar belli ki onları tercih etmiş, bu sahne daha kalabalık ve Dakota şahane :) .







Türk erkeklerine yeni, kızlarla tanışma taktiği de benim hizmetim olsun. Kızlar, bu gelinlik giymiş çocuğun yanından ayrılmıyordu ;) . 

Foals'dan sonra  The Killers'a kadar vaktimiz var. Biz kızlarla Vip'ye tuvalet ve yemek molası için gidiyoruz, Spenny, bir arkadaşı ile bir şey içmeye gidiyor. Kızlar çok sevip beğendikleri, içinde haggis bulunan Wallace adlı burgeri yememi tavsiye ediyorlar. Bir Tennent's bir Wallace lütfen, sonuç gayet güzel. Spenny ile 20:30'da dönme dolabın önünde buluşmak üzere sözleşiyoruz amaç gün batımında festival alanını üstten bir kez olsun görmek.


Burası ana sahne, insanlar The Killers'ı bekliyorlar. Ana sahnenin arkasındaki binlerce çadırı görüyor musunuz? 


Radio 1 sahnesinde süperstar dj David Guetta var, onun da izleyicisi çok. Bu arada size İskoç seyircisinden bahsetmediğimi farkettim. Seyirci eğlenmeyi biliyor, katılımcı, bilinçli, çılgın, sınırlar yok, kim ne düşünür yok, çok da güzel.  Eğlenceye giriş için söyledikleri iki tezahürat var  birincisi ve en çok kullanılanı "here we, here we, here we f..king go! ( Ki tarafımızdan çok tutulmuştur :)) , diğeri de Tag Team şarkısından alıntı Whoomp there it is!. (Bu ikincisine sonra  tekrar döneceğiz ;) . Dönme dolaptan Guetta seyircisinin ilkini söylediğini ve delicesine tepindiğini, kalkan tozdan görebiliyoruz :). 




Bu foto da olayın büyüklüğünü tezahür edebilmeniz için başka bir web sitesinden (www.clashmusic.com)  alınmıştır. Dile kolay yaklaşık 85,000 kişi bir arada ve nerdeyse olaysız, mükemmel bir organizasyon. 


Dönme dolaptan inip, biralarımızı yerinde bulduk. 


The Killers pek beklenmeyecek şekilde sahneye yaklaşık 20 dk. geç çıkıyor. Kapanışı yapacak grubun çıktığı zaman ana sahne de, en kalabalık halini yaşıyor. Somebody told me ile açılışı yapıyor grup ve festivalin 20. yılında,  3. kez T in The Park sahnesinde yerlerini alıyorlar. 2. şarkı benim de bayıldığım Spaceman. Biraz solist Brandon Flowers'dan bahsetmeliyim size. Gömleği hariç siyahlar giymiş, tatlı, sıcak, sempatik, rahat ve etkileyici ( daha başka hangi sıfatları bulabilirdim bilemiyorum ama bunlar yeterli olur sanırım :)) . Wimbledon şampiyonu Andy Murray'den bahsediyor, bir şarkını sözünü Scotland ( Sıkatlınd olan Amerikan telaffuzu da, sorun olmuyor :)) olarak değiştiriyor ve kalabalığı avcunun içine alıyor. Sesi de, performansı da mükemmel. Smile Like you mean it, Joy Division Cover ı Shadowplay, Miss Atomic Bomb gibi şarkıları söylüyorlar. Bir ara kalabalıktan "Whoomp there it is "sloganı yükseliyor ( Unutmayın demiştim, hatırladınız mı??) Bunu duyan Flowers o ne whoomp there it is mi söylüyorsunuz diye şaşırıp, gülüyor ama futbol tezahuratı oley oley oley ile ortayı görüp, golü atıyor, Human'a geçiş yapılıyor ama bize fake atılıyor çünkü henüz Human'ın sırası değil.  Human'ın sırası geldiğinde kalabalık yıkılıyor, tarifsiz güzellikler yaşanıyor.


 Seyircinin kalbini çalan başka bir an da şöyle gelişiyor. Çok eskilere müziğe başladığı yıllarda küçük kafelerde annelere ve kızkardeşlere çaldıkları günlerde Travis hayranı olduklarını ve Travis'in onlara umut verdiğini söylüyor ve yine benim de çok çok sevdiğim Travis şarkısı Side'dan bir kısım söylüyor ve İskoç olan Travis'e yaptığı bu gönderme ve jestle bir kez daha seyirciyi fethediyor,ben de mest.  Runaways, All these things that I've done, When you were youngı da içeren bir kaç şarkı sonra sahneden ayrılıyorlar. Kalabalık Mr. Brightside söylemeden ayrılmayacaklarını biliyor ve evet kapanışı o hitle yapıyorlar. Bu konserden sonra çok büyük hayranları olmamama rağmen kusursuz performanslarıyla beni de kendilerine bağlayan, yapılan ankette neden seyircinin dinlemek istediği grupların başında geldiğini çok iyi anladığım The Killers, T in the Park'ın kapanışına yakışır, mükemmel bir performans sergiliyor. 



Lütfen ama lütfen The Killers'ın yukarıdaki bu muhteşem performansına zaman ayırın, pişman olmayacaksınız. :)





Bu örümcek çifte bayıldım.



Gayda sesi duyuluyor, organizasyonun başındaki kişi çıkıp kalabalığa veda ediyor, seneye görüşeceğiz diyor. 20 . yıl pastasını, büyük bir  havai fişek gösterisi izliyor. Biz hüzünle karışık bir sevinçle, festivale noktayı koyuyoruz. Ne güzel zamanlar geçirdik, yeni gruplar gördük, anlatılmaz deneyimler yaşadık ve rüya gibi 3 günü bitirdik. Seneye tekrar gitmenin hayallerine şimdiden dalmak yanlış mı bilmiyorum ama müziği ve festival kültürünü seven herkese tavsiyem, en az bir kere böyle bir deneyim yaşamalarıdır.



Festival alanında ertesi gün 12:00'ye kadar kalabiliyorsunuz ancak  biz Edinburgh'da uyanmak ve zaman kaybetmemek için Apex International otele gece giriş yapıyoruz.



Edinburgh'da görevimiz var, yüzüğümü almak. Kızları The Pantry'de bırakıp, biz alıp geliyoruz. The Pantry'de,  kahvaltı da pek güzel. Şehirde yapılacak çok şey ama bizim sadece 1 günümüz var. Merkeze Princess Street tarafına gidip biraz alışveriş yapıyoruz. Otele aldıklarımızı bırakıp, otelin bulunduğu güzel yer,  Grassmarket'ta geziyoruz.



Tabi ki kızları Lovecrumbs'a götürüyorum. Güllü sıcak çikolatayı içmeden buradan  hayatta gitmem :). Her şey yine çok güzel, kızlar da bayılıyorlar.






Üst / Tee: John Galt
Pantolon / Pants: Oysho
Ceket / Jacket: Zara
Çanta / Bag: Longchamp
Sandaletler/ Flats: H&M
Gözlük / Sunnies: Primark
Kolye / Necklace: Wallace anıtından ( From Wallace monument)






The Red Door Gallery yine ziyaret ediliyor, içerdekiler her zaman ki gibi kendine hayran bırakıyor.





Kızları Edinburgh Kalesi'ne götürmeden olmaz. O cumartesi kalabalığı yok, e bu sefer yüzük de var. Ferhan ve Duygu'nun şahitliğinde evlenme teklifi daha gerçek, bir şekilde yineleniyor. Her zaman ve  her yerde evet!!! :)))






Sanırım geçirdiğimiz  bu 10 güne, hayatımın en güzel tatili dersem yalan olmaz. Her şeyiyle dolu dolu, mutlu, sürprizli, müzikli, kutlamalı, eğlenceli ve hayatımın sonuna kadar hatırlanacak bu tatili sizinle detaylı paylaşmasam olmazdı.

Şimdi hayatımıza kaldığımız yerden devam, görüşmek üzere!



 

Politikamız

Bu platform tamamen tarafsız olup ,
toplum hizmeti olarak görev yapmaktadır.

İletişim - Destek

Email us: TeknojanWeb@Gmail.com

Ekip Üyelerimiz